Okuduğu birkaç kitap hayatını yaktı! Değirmenciyi ölüme götüren akılalmaz hikâye

Okuma yazma bilmek, o dönemde başlı başına bir tehlikeydi

Domenico Scandella. Kasabalılar ona Menocchio derdi. Başında hep aynı beyaz yün kasketle dolaşan, tanıyanların “iyi kalpli ama fazla meraklı” diye tarif ettiği bir değirmenciydi. Ancak onu diğer köylülerden ayıran bir özelliği vardı, okuyabiliyordu. O çağda bu, herkesin sahip olduğu bir beceri değildi; bilgi denen şey tamamen başkalarının elindeydi. Menocchio ise kasabadaki zanaatkarlar ve noterler arasında dönen küçük, neredeyse gizli sayılabilecek bir kitap alışverişi ağına sızmıştı. Ve un kokan o küçük değirmen, kimsenin fark etmediği bir fikir laboratuvarına dönüşüyordu.

Bir seyahatname koca bir dünya görüşünü paramparça etti

Onu asıl sarsan kitap, köyün vaizinden ödünç aldığı bir gezi anlatısıydı. Sayfalarda uzak diyarlar vardı, hiç duymadığı topluluklar, bambaşka inanışlar vardı. Kasabasından neredeyse hiç çıkmamış bir adam için bu, sıradan bir okuma deneyimi değildi, zemin kayıyordu. Yıllar sonra mahkemede anlatacağı gibi, dünyada bu kadar çok farklı inanışın var olduğunu görmek onu derinden sarsmıştı. Ve aklına, bir kez takılınca bir daha çıkmayan o soru düştü: Herkes farklı bir şeye inanıyorsa, “doğru olan yalnızca biziz” diyenin haklılığı nereden geliyordu?

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Peynirden doğan bir evren teorisi

Menocchio okuduklarını olduğu gibi bırakmadı. Kendi köylü mantığıyla, günlük hayattan bildiği bir örnekle harmanladı ve tamamen kendine özgü bir yaratılış fikri ortaya attı. Ona göre başlangıçta hiçbir kutsal yaratıcı yoktu, sadece birbirine karışmış bir kaos vardı. Bu kaostan, tıpkı sütten peynir mayalanması gibi bir kütle oluşmuş, içinden de melekler -ve hatta Tanrı’nın kendisi- çıkmıştı. Bugün kulağa garip bir metafor gibi gelse de, o dönem için bu, kilisenin tüm öğretisine açılmış doğrudan bir meydan okumaydı.

‘Latince, yoksullara ihanettir’

Fikirlerini içinde tutan biri değildi Menocchio. Meydanda, handa, yolda kiminle karşılaşsa tartışmayı dine getiriyordu. Kilisenin törenlerinin, kutsamaların aslında para kazanmak için uydurulmuş birer düzen olduğunu söylüyor; vaftizin, evliliğin gereksizliğinden dem vuruyordu. En çarpıcı iddiası ise adaletle ilgiliydi: mahkemelerde konuşulan Latincenin, halkın anlamadığı bir dil olduğu için yoksulları savunmasız bıraktığını düşünüyordu.

Fikrinden dönmedi

Bu sözler, kısa sürede yerel din adamlarının kulağına gitti. 1583’te ihbar edildi ve hapse atıldı. Yakınları ona yalvardı: “Deli numarası yap, her şeyi inkar et.” Ama Menocchio, hayatı pahasına kendi fikirlerinin arkasında durdu. Yargıçlar bu düşünceleri kimden aldığını sorduğunda verdiği cevap, bugün bile insanı şaşırtıyor: Bu fikirlerin tamamen kendi kafasından çıktığını söyledi.

Küle çevrilen bir ses, yüzyıllar sonra yeniden konuştu

Dava yıllarca sürdü, bir süreliğine serbest kaldı ama susmadı. 1599’da Roma’dan gelen kesin kararla idama mahkum edildi. Kilise, onu ve kitaplarını yakarak bu dik başlı sesi tamamen sildiğini sanmıştı. Ama tarih bazen böyle çalışmıyor: Yüzyıllar sonra bir tarihçi, tozlu arşivlerin arasında Menocchio’nun mahkeme kayıtlarına rastladı ve sıradan bir köylünün zihninde kurduğu evreni yeniden gün yüzüne çıkardı.

The post Okuduğu birkaç kitap hayatını yaktı! Değirmenciyi ölüme götüren akılalmaz hikâye first appeared on Kilis Egitim.

Author: Fatma Yıldız